PUSULA

TRABZON

Kayaların içinde bir manastır...

Bizans imparatoru 1. Theodosius zamanında ( bu da 375-395 yıllarına tekabül ediyor ) Atina'dan gelen Barbabas ve Sophranious adında iki rahip tarafından kurulan manastır 1923 yılına kadar işlevine devam etmiştir. Düşünün ki o zamanın imkanıyla, teknolojisiyle sarp kayanın üzerine yapılmış böylesine ihtişamlı bir yapıt...

Vadiden yüksekliği
300 m olan bu yapıt, Meryem Ana adına kurulmuştur ki halk arasında Meryem Ana olarak da bilinir.

Manastırın ana bölümleri ; Ana Kaya Kilisesi, bir kaç şapel ( Hristiyanların tapınak ve ya kutsal alanı ), mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ve kutsal ayazma'dır ( Rumların kutsal saydıkları kaynak, pınar ya da kuyu ). Fakat ne yazık ki bu bölümleri kendi gözlerimizle görüp betimleyemedik çünkü restorasyon nedeniyle ziyarete kapalıydı. Ancak ağustos 2018 tarihinden sonra ziyarete açılacağı söyleniyor. Umarım ziyarete açıldıktan sonra tekrar ziyaret etme şansımız olur.

Sümela Manastırı için her hangi bir tatil günü yok. Yılın her günü ziyaret edebilirsiniz. Tabi gün içerisinde bazı giriş ve çıkış saatleri var her müzede olduğu gibi. Bu saatler ;

             15 Nisan / 2 Ekim    : Yaz mevsimi

                    Açılış saati     : 09.00
                    Kapanış saati : 19.00

             3 Ekim / 14 Nisan     : Kış mevsimi

                    Açılış saati      : 08.00
                    Kapanış saati   :15.45

Giriş ücreti 25 TL olup müze kartınız ile 1 yıl boyunca sınırsız ziyaret edebilirsiniz. Müze kartlarınızı yılda 1 defa yenilemeyi unutmayın. Eğer müze kartınız yoksa mutlaka edinin çünkü bu kart ile Türkiye'de bir çok müzeye, antik kente ücretsiz giriş yapabilirsiniz.

22 Nisan tarihinde seyahat etttiğimiz Sümela Manastırı yukarıda da belirttiğim gibi restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalıydı. Maalesef manastırın içini gezme fırsatımız olmadı ama bu ihtişamlı yapıyı uzaktan görmek bile insanı büyülemeye yetiyor.

Malum Karadeniz Bölgesi.  Her mevsim yağışlı ve biz de bu yağıştan nasibimizi aldık fazlasıyla. Önlemimizi almadığımız için çok fazla vakit harcayamadık burada. O yüzden siz siz olun mutlaka yağmurluk bulundurun yanınızda. Ek olarak manastıra çıkarken Karadağ Şelalesi karşılayacak sizi. Geçerken ona da selam vermeyi unutmayın :)

KONUMU : Trabzon'un Maçka ilçesinin Altındere köyü sınırları içerisindedir.

UZUNGÖL

''Karadeniz'deki evlerin tabloya ihtiyacı yoktur'' sözünü en çok doğrulayan bir yer şüphesiz Uzungöl. Sümela Manastırını gezdiğimiz günün akşamına doğru da Uzungöl'ü ziyaret ettik. Göle varır varmaz da serin ve bir o kadar da rahatlatıcı bir hava karşıladı bizi. Doğası ve manzarası görülmeye değerdi. Caminin arka tarafında kalan tepeye çıkmak gerçekten yoruyor insanı fakat tepeye doğru çıktıkça gölün ayaklar altına serilmesi ve size huzur veren bir görüntü çizmesi her şeye değer bence. O sisli havası size adeta bulutların üzerindeymişsiniz havası vermesi o yorgunluğu söküp atıyor bedeninizden.



Havası, doğası ve yemyeşil ormanlarıyla bir çok turisti ağırlayan Uzungöl özellikle Arap turistlere ev sahipliği yapıyor. Bizlere dahi cennet hissi yaratan bu güzellik, çöl ikliminde yaşayan bu insanlara kim bilir neler hissettirir.

Vadinin ortasında, yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla meydana gelen göl, 1984 yılınca Tabiat Parkı, 2004 yılında da Özel Çevre ilan edilmiştir.

Özel çevre ilan edilmiş iyi hoş ama bu gölün yaşadığı sorun bu düzenlemeye bariz bir şekilde ters düşüyor. Neden mi ? Tabi ki her doğa güzelliğin başının belası olan betonlaşma... Maalesef Uzungöl de yenik düşmüş betona. Evler, oteller. Yapılan bu inşaatler elbette etkiledi Uzungölü. Bu durumu bu fotoğrafla da anlayabilirsiniz.




Gördüğümüz her yere otel dikme hevesimiz ne yazık ki burada da devam ediyor. Sahip olduğumuz bu güzelliklere sahip çıkmak yerine daha da mahvetmiyor muyuz böyle yaparak ? Türkiye'nin bir çok yerinde kamp yaptım. Dağlarda, deniz kenarlarında, göl kenarlarında. Bunların bir çoğunda da bu manzarayla karşılaştım. Hal böyle olunca da Kızılderililerin şu sözü geliyor aklıma ;

                       Son ırmak kuruduğunda,
                       Son ağaç yok olduğunda,
                       Son balık öldüğünde,
                       Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak...

Sadece ağaçlara değil aynı zaman da hayvanları da yok etmek gibi yeteneklerimiz mevcut. Yaban domuzu, vaşak, çakal, porsuk, sincap gibi yaban hayatının bir parçası olan canlılar,kontrolsüz avlanma sonucu nesillerinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıyalar. 

Bu tür olumsuzluklara rağmen gidilmesi, görülmesi gereken ve bunu hak eden bir göl. Gidelim, görelim, sahip çıkalım bu yerlere. Bu güzellikler hepimizin...


KONUM : Trabzon ilinin Çankaya ilçesi 

Yorum Gönder

0 Yorumlar